İLİMDEN İRFANA YOLCULUK ...

... Öz Kültürümüz ve Şahsiyetimiz İçin

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Makaleler Cânı Cânân İçin Sevmek

Cânı Cânân İçin Sevmek

e-Posta Yazdır

Cânı kim cânânı için sevse cânânın sever,

Cânı için kim ki cânânın sever, cânın sever.

Fuzûlî

Sevgi, sevginin kendisi kadar sıcak bir kelimedir.

Sanki sevgide bir sır var. Sırlı dünyalara yelken açmak isteyenler sevgi atmosferine girmelidirler. Sevmek ve sevilmek varlık dünyasında en çok insana yakışıyor.

Atalarımız 'Bir göz hatırı için çok gözler sevilir.' demişler.

Bu göz, kimin gözü olabilir? Her göz bunun içine girer mi acaba?

Bir de 'Sevgiyi sevmek, nefretten nefret etmek...' tavsiyesi var.

Bu söz sevgi yörüngeli bir hayat teklif ediyor bizlere. 'Nefretten nefret etmek...', nefreti hayattan silip atmak demektir. O zaman önümüze sadece ve sadece sevgi yolu çıkıyor.

O halde neyi nasıl seveceğiz?

Burada artık,

‘Neyi sevip neyi sevmeyeceğiz?' sorusunu sormuyoruz. Anahtar ifade, 'Neyi, nasıl seveceğiz?'dir. Fuzûlî yukarıdaki beytiyle imdadımıza yetişiyor:

'Cânı kim cânânı için sevse cânânın sever.'

Halk arasında çok sık kullanılan bir söz vardır: 'Önce cân, sonra cânân...' Halk biraz gerçekçi düşünür. İdealiteden ziyade realiteye bakar.

Çünkü, insanların büyük bir kısmı bencildir, 'Önce cân' der. Ama 'Cânı, cânânı için sevme' farklı ve derin bir sevmedir. Burada sevgi, sathîlikten kurtulmuştur.

Bir gün Hz. Ömer (ra) muhabbetini ifade sadedinde Kâinatın Efendisi'ne şöyle der: 'Ya Resûlallah, Ömer nefsi hariç seni her şeyden çok seviyor.' İnsanlığa rahmet olarak gönderilen Sonsuz Nur (sas): 'Olmadı ya Ömer! Nefsin dahil beni her şeyden fazla sevmedikçe hakiki sevmiş olamazsın.' Bunu duyan Koca Ömer (ra) anında sözünü değiştirir:

'Ya Resûlallah! Ömer, nefsi dahil şimdi seni her şeyden çok seviyor.' Ömer'in sevgisi Sonsuz Nur tarafından tasdik ediliyor.

Şimdi bu misal ile beyti anlamaya çalışalım. O halde öncelikle sevilmesi gereken cânândır. İnsan kendi cânını bile cânânı (sevgilisi) için sevmelidir.

Cânâna lâzım olan veya sevgili için yaşayan cânı sevmek, cânânı sevmektir. Böyle bir sevgi 'mecazî' olmaktan kurtulur. Çünkü mecazî sevgide sevgi, 'ben' merkezlidir. Halbuki gerçek sevgi 'O' yörüngeli olan sevgidir.

Böyle bir sevgi 'mecazî' mertebesinden 'hakiki' mertebesine yükselmiş olur. Yunus Emre, 'Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez!' mısraını sanki bunun için söylemiş. Gerçek âşık, hayatını Mâşuk (âşık olduğu) yolunda vakfetmiştir.

Sevgiliye adanan bir hayat, tohumun toprağa girmesi gibidir. O, görünüşte kaybolmuştur; ama gerçekte zamanı gelince daha kuvvetli bir şekilde, bütün câzibesiyle ortaya çıkacaktır.

Bu izahtan sonra beyti dudakları susuzluktan çatlamış birinin su ihtiyacı gibi okumanın tam zamanıdır: 'Cânı kim cânânı için sevse cânânın sever, / Cânı için kim ki cânânın sever, cânın sever.'

Birinci mısrada ifade edilen sevgi, ne kadar gerçek, ne kadar samimi, ne kadar 'sevgili' merkezli ise, ikinci mısrada anlatılan sevgi de o kadar 'ben' merkezlidir. Görünüşte sevgili seviliyor; ama aslında 'Cânı için cânânı' sevmiş oluyor.

Sevginin merkezinde 'cânân değil, cân' vardır. İşte bu sevgi, 'sevgi değil' demiyoruz. Lâkin 'hakiki sevgi' değildir, diyoruz.

'Ben' merkezli bir hayat, hayatın başlangıcı değil, belki sonudur. Gerçek insanlık ufkuna yükselmiş olanlar hayatını başkalarına adayanlardır.

Adanmışlık ruhu ile hareket edenlerdir. Böyle birisi ise sevgisini belki şöyle ifade eder: 'Cânımı cânân eğer istese, minnet cânıma; / Cân nedir kim, anı kurban etmeyem cânânıma...'

Ruhun şad olsun ey Fuzûlî...

Zülfü Gökçe

 

Rasûlullah (sav) buyuruyor:
"Allah'ı anmaksızın çok konuşmayın. Allah'ın zikri dışında çok söz söylemek, kalbi katılaştırır. Katı kalpli olanların ise, Allah'dan en uzak kimseler olduğu  kesindir." (Tirmizî, Zühd 62)