İLİMDEN İRFANA YOLCULUK ...

... Öz Kültürümüz ve Şahsiyetimiz İçin

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Makaleler Genç Çoban ile Âlim

Genç Çoban ile Âlim

e-Posta Yazdır
altKarakter eğitiminde hikâyelerin önemi çok büyüktür. Hikâyeler çocuğun sıkılmadan dinleyerek konuya konsantre olmasını sağlar. Bu yolla vermek istediğiniz konuyu, açıklamak istediğiniz meseleyi daha kısa bir sürede onlara anlatma imkânını elde edersiniz. Çocuk veya genç hikâyeyi hayalinde canlandırarak görselleştirdiği için öğrendiği şeyler kalıcı olur. Belki ömrü boyunca anlattığınız hikâyeleri unutmayacaktır.  Ancak hikâyelerin konuyla ilgisini doğru tesbit etmek, çocukların anlayacağı dilden anlatmak ve hikâye aralarında gerekli görülen yerlerde öğrencilere sorular yöneltmek daha başarılı bir eğitim için çok önemlidir. Şimdi sizlere çok anlamlı bir hikayeyi, arada öğrencilere yöneltilebilecek sorularla beraber vermek istiyorum.
İslam âlimlerinin büyüklerinden Abdullah bin Mübarek Hazretleri bir gün yolda gidiyordu. Önünde birkaç koyun otlatan küçük bir çoban gördü. Ona acıdı ve:
“Zavallı Çocuk!.. Küçük yaşta çobanlık yapıyor. Büyüyünce Allah’ü Teâlâ’nın ibadet ve marifetine nasıl kavuşur?” diye düşündü.Sonra kendi kendine “Gidip çocuğa Allah’ü Teâlâ’yı bilmekle alakalı bir mesele öğreteyim” deyip, çocuğun yanına geldi ve aralarında şu konuşmalar geçti:
- Evladım, sen Allah’ü Teâlâ’yı bilir misin?
- Kul, kendisini yoktan var eden sahibini nasıl bilmez!..
- Peki Allah’ü Teâlâ’yı ne ile biliyorsun?
-Ben Allah’ı bu koyunlar vasıtasıyla bilirim.
- Bu koyunlar ile O’nu nasıl biliyorsun?
- Efendim siz de bilirsiniz ki bu birkaç koyun çobansız hiçbir işe yaramaz. Bunları koruyucu birisi lazımdır ki, bunlara su ve ot versin! Kurttan ve diğer tehlikelerden korusun. Bundan anladım ki, bu âlemdeki her şey, insanlar ve cinler, bu hayvanlar, canavarlar, kanatlı kuşlar bir koruyucuya muhtaçtır.Bu binlerce çeşit mahlukatı korumaya kadir olan, Allah’tan başkası değildir. İşte bu koyunlar ile, Allah’ü Teâlâ’yı böylece tanıyıp bildim.
Burada çocuklara şunlar söylenebilir: Eğer siz de çevrenizi bu şekilde dikkatle gözlemlerseniz, Rabbimizin varlığını nice vasıtalar ile bilebilirsiniz:
  • Kışın kuruyup kuru dallara dönen ağaçlar, bahar gelince çiçeklerle bezenip, yaprakları yeşermiyor mu? Kırlar rengarenk çiçeklerle dolmuyor mu? 
  • Bal yapan bir arıya çiçekleri dolaşmasını ve tasarlanmış en iyi geometrik şekil olan altıgen peteğin yapılışını kim söylemiştir? 
Yani tefekkür eden Allah’ü Teâlâ’yı bilir.
- Peki sen Allah’ü Teâlâ’yı nasıl bilirsin? Neye benzetirsin, nasıldır?
- Ben Allah’ı hiçbir şeye benzetmeden bilirim.
- Peki bunun böyle olduğunu nasıl anladın?
- Yine bu koyunlardan.
- Nasıl yani?
- Ben çobanım. Yani bu koyunların koruyucusuyum. Onlar benim korumam ve tasarrufumdadırlar. Onlar benim ne düşündüğümü ne yapacağımı bilemez. Onlara dikkatle bakıyorum. Ne onlar bana benzerler ve ne de ben onlara benzerim. Buradan, bir çoban koyunlarına benzemezse, Allah’ü Teâlâ’nın da elbette kullarına benzemeyeceğini anladım: Ona benzeyen bir şey yok. O her şeyi işitir ve görür.
 
Burada Cenabı Hakk’ın yarattığı canlılara benzememesini, onlardan farklı oluşunu şu örneklerle açıklayabiliriz:
Bir binayı yapan usta yaptığı binaya hiç benzemez. Bilgisayarı icad eden bilgisayara, ampulü icad eden ampule, resim çizen ressam çizdiği resme benzemez. Anneler pişirdikleri pastaya, ördükleri hırkaya benzemezler.
 
O halde Allah’ü Teâlâ da yarattığı canlılardan hiç birine benzemez.
- İyi söyledin evladım. Peki ilimden bir şey öğrendin mi?
- Ben bu sahralarda, nasıl bir ilim öğrenebilirim?
- Peki başka neler biliyorsun?
- Üç ilim bilirim. Gönül ilmi, dil ilmi ve beden ilmi.
- Bu bahsettiğin ilimler nelerdir? Ben bunları ilk defa senden duyuyorum.
- Gönül ilmi şudur ki; Rabbim bana kalb verdi. Kendisini bana bildirdi ve sevdirdi. Muhabbetini gönlüme yerleştirdi. Bu kalb ile O’nu bileyim. Onun sevdiklerine gönülde yer vereyim. Sevmediklerine yer vermeyeyim ve böylelerinden uzak olayım. 
- Dil ilmi şudur ki; Rabbim bana dil verdi. Dili zikir etmek, O’nun adını söylemek yeri yaptı. Bununla O’nu hatırlayıp adını söylememi istedi. O’nun razı olacağı sözleri söyleyip razı olmayacağı sözden uzak durmamı istedi. 
- Beden ilmi ise şudur ki; Rabbim bana beden vermiştir. Bedenimi O’na hizmette kullanırım. Böylece O’na itaat olan her şeyi yapar, isyan olan şeylerden ise uzak dururum.
 
Çocuğun anlayış ve zekasına hayran kalan Abdullah bin Mübarek Hazretleri dedi ki:
- MaşAllah evladım, bu anlattıkların bütün ilimlerin özüdür. Bana nasihat eder misin?
Çocuk mahçup olarak şunları söyledi:
- Ey efendi! Âlim bir insan olduğunuz yüzünüzden belli oluyor. Eğer ilmi Allah rızası için öğrendiyseniz, insanlardan bir şeyler istemeyi bırakın! Ama ilmi, dünya malı elde etmek için öğrenmişseniz, Cennet’e asla kavuşamazsınız! Dedi.
 
Burada çocuklara bir ilmi veya bir dersi Allah rızası için öğrenmekle dünya menfaati için yani para kazanmak, unvan veya etiket sahibi olmak, şöhretli biri olmak için öğrenmek arasında çok fark olduğu söylenir. Örnekler vermeleri istenir. Eğer örnek vermekte zorlanırlarsa şu suallar sorulabilir:
1)İşinde Allah’ın rızasını gözeten bir doktor ile para düşkünü bir doktor, parası olmayan, fakir bir hasta karşılarına çıktığı zaman ne yaparlar? Hangisi doğrudur?
2) Avukatlık yaparken insanların hakkını çiğnemekten korkan yani Allah’ın rızasını gözeten birisi ile sadece alacağı parayı düşünen bir avukat arasında ne fark vardır?
3)Sizce sadece ders saatini geçirip parasını almak isteyen bir öğretmen mi yoksa Allah’ın rızasını düşünerek öğrencilerine faydalı olmak isteyen bir öğretmen mi daha başarılı olur?

Başka güzel hikâyelerde buluşmak üzere. Allah’a emanet olunuz.
 

"Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem namaz kılmak için kalkar ve ayakları veya topukları şişene kadar namaz kılardı. Kendisine; geçmiş ve gelecek her şeyi af edildiği söylenirdi de "Şükreden bir kul olmayayım mı?" buyururdu.