İLİMDEN İRFANA YOLCULUK ...

... Öz Kültürümüz ve Şahsiyetimiz İçin

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Makaleler Kimyayı Neden Severim

Kimyayı Neden Severim

e-Posta Yazdır
 
altKİMYA dersine ilgim lise yıllarında başladı. Her ne kadar kimya öğretmenimin bu dersi sevmemem için elinden gelen gayreti göstermesine rağmen(bakınız kötü öğretmenin özellikleri) bu dersi çok sevdim. İlk zayıfımı da maalesef bu dersten aldım. Ama aldığım bu zayıf, kimyaya olan ilgimi azaltmadı aksine beni daha çok çalışmam için kamçıladı. Yine de kimya öğretmenimi saygıyla anıyorum. Ne de olsa ilk kimya bilgilerimi ona borçluyum.
Kimyayı sevmemin en büyük sebebi maddenin dışı ile değil içi ile ilgileniyor olması idi. Bu yüzden kimyayı maneviyatlı buldum! Zira ilerleyen yıllarda bu bölümü tercih ettiğime pişman olmadım. Çünkü kimyanın bana pek çok bakış açısı kazandırdığına inanıyorum. Sırf kimyaya olan ilgimden dolayı lise yıllarımda İmam-ı Gazali’nin Kimya-yı Saadet adlı kitabını okumuştum. Kimya ismiyle yola çıktığım o yıllarda aynı zamanda tasavvufa da ilgim başladı. Bana göre tasavvuf “Gönül Kimyası” dır. O öyle bir “kimya”dır ki topraktan yaratılan insanın çeşitli aşamalardan geçerek” ahseni takvim” haline gelmesine yardımcı olur.
 Kimyayı sadece element formülleri, kimyasal denklemler, stokiyometrik hesaplamalar, asit ve bazlar gibi kavramlardan ibaret görmeyip, onun, maddenin bilinmeyen iç âlemine doğru ilerleyen serüveninde tefekkürü hiç bırakmayan bir yolcu olursanız o zaman kimyadan istifade etmeye başlarsınız. Öğrendiğiniz her şey size yeni kapılar açar.
Çoğu öğrenci bu dersi sıkıcı bulur. Çünkü öğretmeni ona kavramları tam açıklamaz. Sadece örnek problemler ve alıştırmalarla konuyu anlattığını zanneder. Hayır hayır, kimya bu değildir! Kimyayı öğrenciye öyle anlatacaksın ki anlattıkların onun gözü önünde canlanacak. Kimi zaman atomun içine girip elektronlarla beraber dönecek, kimi zaman akışkanlar mekaniğinde viskoz sıvı olup akması gereken yere akacak, kimi zaman sitrik asit olup mermerde iz bırakacak, kimi zaman grafit değil elmas olmanın sırrını arayacak… Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ama asıl temas edeceğim nokta kavramlar.
Kavramlar öğrenciye yaşadığımız hayattan örnekler verilerek anlatılırsa daha kalıcı olur. Öğrenci onu kolay kolay unutmaz. Diyelim ki maddenin üçhalini anlatacaksınız(artık maddenin 4. hali olduğu da biliniyor) Şöyle bir örnek verebiliriz: Öğrencilerin okul bahçesinde İstiklal Marşı okudukları hal yani kımıldamadan ve daha bir arada oldukları hal, maddenin katı haline örnektir. Sıvı hali ise sıra halinde okula girdikleri haldir. Yani düzenli ama bir akıcılık var. Öğrencilerin teneffüsteki halleri de gaz haline örnektir. Düzensizlik, serbestlik ve aralarında daha çok mesafe var. Tabi burada öğrenciler atom oluyor.
Başka bir örneği de çözünürlük konusunda geçen “benzer benzeri çözer” kaidesi hakkında verelim: Birbiriyle tamamen zıt fikirleri olan, yapı itibariyle birbirleriyle farklı olan insanlar bir araya geldikleri zaman kolay kolay anlaşamazlar. Biri “a” derken öteki “b” der. Dolayısıyla birbirlerine bir türlü ısınamazlar ve bir an evvel oradan uzaklaşmak isterler. Hâlbuki benzer özellikleri olan insanlar daha çabuk kaynaşır ve birbirlerine açılırlar. Benzer benzeri çözer. Yani polar çözücüler polar çözünenleri, apolar çözücüler ise apolar çözünenleri çözer. Bunun nedeni şu şekilde açıklanabilir. “Benzer benzeri çözer” ilkesi çözünen ile çözücünün yapısına; moleküller arası etkileşimlerine bağlıdır ve bu özellikler ne kadar çok birbirine benzerse çözünme o kadar iyi olur.
Şimdi bir soru: Karbontetraklorür (CCI4) suda çözünür mü? Su polar bir moleküldür. Polar bileşiklerde moleküller arası çekim kuvveti oldukça kuvvetlidir. Molekülün negatif yüklü kısmı öteki molekülün pozitif yüklü kısmı tarafından çekilir. Karbontetraklorür (CCI4) ise apolar bir moleküldür. Apolar bir molekül polar bir moleküldeki bağ yapısını bozarak çözemez. Dolayısıyla Karbontetraklorür (CCI4) suda çözünmez.
Bu tip, hayattan canlı canlı örnekler verilirse öğrenci aslında soyut gibi görünen bir kavramı zihninde somut bir hale getirir. Sıkıcı sayılabilecek bir ders zevkli bir hale gelmiş olur.
Kimya güzeldir ama öğretmenin güzel olursa daha da güzeldir. Burada güzelden maksadım “kimyayı seven ve sevdiren”. Sevmeden sevdirmek mümkün değildir. Kimyanın tefekkür boyutu çok mühimdir. Tefekkür sayesinde Rabbim dilerse, bilmediklerimizi de bildirir. Mevlana hazretleri ile ilgili şöyle bir hikâye anlatılır:
Hz. Mevlana, bir gün Konya çarşısında gezerken Mücevherci Selahattin’in dükkânında duraklar. Orada mücevherci altını döverek şekillendirmektedir. Mevlana Hazretleri sesi iyice dinleyip bir müddet tefekkür ettikten sonra dönmeye başlamış ve Mevlevi seması ortaya çıkmıştır. Mevlana hazretleri dövülmekten inleyen altın atomlarının sesini işitmiş ve birden bire dönmeye başlamıştır.(bakınız Eflaki,”Menakibu’l Arifin”)
 Bir şiirinde Mevlana:
 “Eğer bir atomu kesersen,
Ortasında bir güneş
Ve güneş etrafında da
Durmadan dönen gezegenler bulursun.”demiştir.(Mehmet Bayraktar,”Tasavvuf ve Modern Bilim”)Nitekim sadece Mevlana değil onun gibi pek çok mutasavvıf hayatının bir devresinde kimya ilmiyle meşgul olmuş ve bizlere nice güzel eserler kazandırmışlardır.
Dünya çapında ünlü olan ve kimyaya çok önemli teoriler kazandıran kimyacımız Oktay Sinanoğlu’nun çok güzel bir tesbiti var:
“Her iki dünyamızın da mamur olması için bir formül vardır:”bilim+gönül+dil”.Bizler gönlümüzü zenginleştirecek müesseseleri açacağız, sonra da o aklıyla her şeyi başarmaya çalışıp aciz kalan ızdırap içindeki batı insanına elimizi uzatacağız. Tarih bizlerden bu vazifeyi bekliyor.”(Oktay Sinanoğlu, Sömürge Şablonu, Altınoluk,Nisan96)
Kimya ilmini kavramlarıyla beraber iyice öğrenip Rabbimin kâinatta yarattığı incelikleri ve muhteşem san’atları görmemiz mümkündür. Bu sadece kimya için değil fizik, biyoloji, matematik gibi dersler için de geçerlidir. Tefekkür penceremizi bu derslere çalışırken her zaman açık tutalım. O zaman sıkıcı olmaktan kurtulurlar ve ders çalışmayı ibadet haline getirmiş oluruz. Önümüze farklı kapılar açılır ve yeni buluşlara imza atarız inşallah.
 Tefekkürünüz bol olsun.
 

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir.” (Mâide, 8)